Ömrümün tamamını adasam uğruna, fikirlerini satar mısın bana?

Lanet olsun ki en sevdiğim kahve kupamı kırdım. Boydan boya çatladı akıl arkadaşım. Onsuz yazdığım ilk eksikliğim bu. Çok şey eksik kaldı, kahvem azaldı. Fikrim firarda, hayat bir acayip şu fani dünyada. Saçma ve saçmalamaktan ibaret geçen günler, düzensiz bir döngü misali ömür. İki kelimelik mutluluk cümleleriyle kendini avutan nesil, anlaşmak bazen özür dilemektir be. Özürse de sesli değil, dilin yarası derin olsa da sessizliğin önünde eğilir. Ürkütür sessizlik, korkutur. Kararsızlıktır, bazen üzüntüdür, inancın son bulduğu noktadır, telafisi yoktur ve kabullenmesi karmaşıktır. Sen yine de sessizliğime dokunma, bırakta korkayım biraz, hatırlamamı sağlasın sonun başlangıcında var olabilecek gerçekleri. Düşünerek varılamayacak kadar uzak olan bu süreçten karlı çıkmamızı sağlayacak o müthiş melodi… Dinliyorum sadece, konuşma diyor sanki hipnotize etmek ister gibi. Kaç kaçabilirsen, avut kendini yalnız başına olduğun karanlık, sessizlikler kervanında. Kendini bulduysan doğru yoldasın, hakkında düşünülenlerden soyutlanarak kendi kendini eleştirebildiysen eğer… En iyi sen tanırsın çünkü kendini, açıklarını, ihtiyaç duyduklarını, kendini kandırdığın o saçma ufak yalanlarını. Birde sevinirsin, hem de gerçekten sevinirsin yalan olduğunu bile bile sevinirsin ya… Üstünsündür diğer yanından, mutlusundur, acı gerçekler sessizlikte kalmıştır. Sonuçta mutlusun, hiçbir şey etkileyememiş bunu. Yaptığın kimseye göre yanlış değil. İyi veya kötü bir seçim yapmışsındır, sonunda mutluysan eminim ki doğru seçimdir. Tek bir pürüz var, eğer bir gün pişman olursan, o gün hatırladığın geçmişte ki mutluluk olmayacaktır. Keşkeler dizesi, ardı arkası kesilmeyen bir soru cümbüşü.

Bir gökkuşağından kaymak isteyeceksin, onunda ucunda dibi delik bir kazan çıkacak çok şey yaşamış bir kazanı dolduramamışsındır. Tabi bunun dışında ki bir ihtimali de yaşatmak isterdim. Düşünsene bütün insanların sadece bugün için yaşadığını. Hayal et sonsuzlukta ki son günü sessizce, istediğin her şeyi yapabileceğin koca bir gün mü? Yoksa yaşayamadığın, söylemekten çekindiğin o kadar şeyi sığdıramadığın, seçip elemek zorunda kaldığın ufacık bir yirmi dört saat mi? O gün hatırla. Elinde kahve kupasıyla, uzaklarda kendini arayan birini görürsen, dokunma.

İLGİLİ YAZILAR