Bu diyarlara uğramayalı çok vakit olmuş. Ormanlar ağaca, denizler suya, yıldızlar aya boğulmuş. Yaşamdan eksilen gündönümleri artmış kısa yolu biraz daha daraltmış.

Bilgin olmak mı daha yorucu gezgin olmak mı? Çok gezmek mi yoksa çok okumak mı? Ufak bir medyum küresinde yaşamı görmek kadar yorucu mu kafanda kurduklarını yaşayabilmek. Vazgeçilesi değil yine de hayat, tüm zorluklara, tersliklere rağmen. Her zorluğa bir teselli çıkıyor, her teselli tam etki etmesede insan kendini kandırıyor. Kimi hesap yapıyor, kimi kitap okuyor. Geleceğe bırakacak mirasını oluşturuyor. Her şeye rağmen cama vuran bir yağmur damlasında huzur buluyor. O yağmur damlaları gün ışığını kırıyor, göğü rengarenk boyuyor. Ufacık damlalar koca insanlığı hayran bırakıyor da insanlık damla damla akan hayatta yerini koruyamıyor. Güneş-ay döngüsüyle ömür geçiyor. Belki de güneş ayı kıskanıyor ve gece küsüp kaçıyor kim bilir?

Yeryüzüne gece örtüldüğü vakit gizlenen sahtelikler, gerçekleri çok daha değerli kılıyor. Ayçiçeği gibi… Loş bir ayışığındaki bir değneğin iki ucu ve biraz hayal gücü. Çok daha fazla anlam yüklü, boş bir gün ışığındaki kıtalar arası köprülerden. Kaçtane güneşe rastladınız denize ya da ufacık bir yağmur birikintisine yansıyan? Oysa ay her yerde, gecenin tam ortasında, bir sahil kenarında. Geceleri seviyorum diye geleceğim kalmaz umarım karanlıkta.

Bugün güneş yeniden batacak ve ay tekrar parlayacak. Asaletiyle gökte yerini alıp yıldızları kıskandıracak. Yansıdığı denizin kıyısında kendimize yer bulacağız. Sadece yarın doğarken özel bir yer tutacak.
”Mahiyeti sönmeye mahkum biliyorum, lakin namütenahi bir güne batacak.”

İLGİLİ YAZILAR