Bir klasik pazar günü… Klavyemin bazı tuşları aşınmış, düşlerimi işlediğim defterim biraz sararmış, mürekkep kokmuştu. Üstünden neler neler geçti kim bilir. Notalar, zıtlıklar, inançlar… Hatırlatıyorlar geçmişin, hatırlamak istediğim birkaç parçasını işte. Yeni insanlar tanımış, yer kabuğuna daha sağlam basmış, birazda denizin suyundan içmiş olsamda, geçmişi hatırlayabilmek, içim buruk olmadan izleyebilmek gerçekten çok güzel. Aslında pek bahsetmem geçmişten. Benim geçmişim bana katmıştır katacağını. Geleceğe yön vermiştir çoktan, farkında olmadan. Tavşanı düşünüyorum bu ara, her zaman her şeyin kokusunu alırdı. Kilitli kalmış, en derinde ki anılar için bile bir anahtardır koku onun için. Bunu da beş duyudan belleğe en yakın olmasına bağlamıştır. Ölürken bile bütün duyularının senden vazgeçtikten sonra hayatın kokusuna tutunduğunu söyler insanın. Kokladıkça yaşama tutunuyor o, binbir çeşit kokunun arasından istediğini elde edebiliyor. Ne adam ama. Günümüzde anılarını yontarak yeni şeyler oluşturanlar da var, şişeye doldurup satabileceğini sananlarda. Var işte, bir kitaba dünyayı sığdıranlar tanıdım, dünyalarında yaşadım, gezdim, yeni yerler, inançlar keşfettim. Ölümsüzlüğü ararlardı dünyalarında, gözlemlerdim onları, binlerce sene yaşamak niye? Niye istiyorlar böyle bir şeyi? Göz ardı ettiğim şey kusursuz dünyalarıydı. Her şeyin pozitif olduğu, mutluluğun son bulmadığı bir yer. En büyük kusurlarını görmüyorlardı, ölmek istemiyorlardı çünkü ölmeye değecek bir şey bulamıyorlardı. Mutluluğa ulaşmak için çaba göstermemişlerdi, değerli değildi onlar için hayatlarında ki hiçbir anı. Hiç acı çekmemişler, hiç üzülmemişler, hiç günah işelememişlerdi ki mutluluğun değerini bilsinler. Unutmayın ki her günah bir iz bırakır. İzinden yürüyeceğiniz bir yolunuz yoksa hiç varolmamışsınızdır.

İLGİLİ YAZILAR